31 Ocak 2012 Salı

Son Mektup...

Son mektubunu da yazıp veda ettin bizlere Damla'm... Bu da benim sana son mektubum ...
Güzel yazılarınla,
Farklı bakış açınla,
Çektiğin fotoğraflarla,
Hep Datça'yı anlatışınla,
Dik duruşun, asi ama sevimli tavırlarınla,
Hoş gülümsemenle,
Melankolik halinin altındaki pozitif Damla'yla,
''Bu ingilizceye basmıyor benim kafam öğrenmek zorunda mıyım'' diye isyan edişinle,
Hoş sohbetler eşliğinde yediğimiz yemeklerle,
Birlikte aldığımız kimsenin anlam veremediği en anlamlı kolyelerimizle,
Erkekleri hiçbir zaman anlamadığını düşünmenle hatta anlamak istemeyişinle,
Bana öğrettiğin ''Sakin'' grubuyla, dağıldıkları için tekrar albüm yapamayacak olmalarını hayatımızın en büyük sorunu haline getirip saatlerce üstüne konuşmamızla,
Dostluğunla,
Seni son bir kez görememenin hüznüyle...
Her daim kalbimde olacaksın Damla'm... 
Ruhun şad olsun ...

28 Ekim 2010 Perşembe

Yol...

Bazen gitmektir en uzağa bazen gidipte varamamaktır.
Kilometrelerce yol katetmek ama kendinden bi adım öteye gidememektir...
Özlemdir, hasrettir, kavuşmaktır
Müşerrefli koçhisardır, Akırıdır...
Dilektir, ummaktır, bazen umduğunu bulamamaktır...
Hiç tanımadığın bi insana güvendir, ya da en yakınına duyduğun güvensizlik...
Bilmediğin diyarlara gitmenin acemiliğidir, ürkekliktir...
Tüm zorluklara rağmen mutlu olabilmeyi başarmaktır
Birlik bütünlüktür bazen, tek başınalıktır çoğu zaman
Tanımadığın bir bebeğe ait üstü gazetelerle örtülü bir battaniyeyi yıllarca unutamamaktır
Yeni bir hayat kurmaktır, geçmişi arkanda bırakmaya çalışmaktır
Vedadır...
Büyümektir...
Aynı müziği onlarca kez dinlemektir
Düşlemektir, kendinle mücadeledir,
Sevgidir, gözyaşıdır...
Hatıradır, alışkanlıktır...
Beklemektir
Uzaklaşmak ama hep aynı yerde kalmaktır
Hayattır...
Yıllardır cevabını bulamadığın sorudur '' gitmek mi zor kalmak mı yoksa hem gitmek hem de kalmak mı en zor olan?''

4 Ekim 2010 Pazartesi

Delisin delisin...

Telefonu  hergün alırmış eline son bir aydır aramadığı kim varsa hepsini silermiş
O da olmadı msn’den silermiş illa ki birilerini
Aslında konuştuğu pek kimse de yokmuş zaten
Biraz asosyalmiş
İletişim kuramazmış
Telefonunun sesi hep kapalıymış
Birgün bazen birkaç gün sonra görürmüş cevapsız aramaları
Çoğu zaman geri dönmezmiş
Canı sıkılınca kapatırmış telefonunu
Çok arayanı olmadığından merak edende olmazmış zaten
Saçmasapan sebeplerle birilerine küser
Küstüklerinin hiçbir zaman haberi olmazmış
Hergün birilerini arkadaşlıktan men edermiş
Herkes ona çok meraklıymış gibi …
Yalnızlığı pek severmiş çünkü …
Hep tek başına olsa, hep düşünse, hayaller kursa ,
Kendiyle savaşsa, sonra yenik düşüp uyuyakalsa
Tüm mutluluğu buymuş…
Deliymiş biraz işte…

13 Eylül 2010 Pazartesi

...

bitti dediğin andadır asıl başlangıçlar ...
hep en uzaksındır yakın olduğunu düşündüğün ya da istediğin anlarda...

umursamıyorum dediğin şey en çok umursadığındır hayatta...

en çok gülümsediğin zamanlar en mutsuz anlarındır aslında...

en nefret ettiğin şeyle iç içesindir çoğu zaman ...

asıl dostluğu samimiyeti hep beklemediğin taraf gösterir

hep yanı başında olduğunu (olacağını )söyleyenler ...

...en önce bırakıp gidenler olmuştur (olacaktır) hep

en çok güvendiğin, inandığın insandır en çok üzen

ve hiçbir zaman senin kadar güvenmemiştir sana

senin kadar inanmamıştır ...

bitmeyeceği söylenen dostluklar, ilişkiler en önce biten...

hep beklemediğimiz, istemediğimiz şekilde sürüp gider hayat

düzeltmeye çalıştıkça birşeyleri daha da kötüye gider

sonunda her sey biter (ya da yeniden başlar)

her bitiş ve her başlangıç bir hüzünle, buruklukla

geçmişte yapılmış ve kendini tekrarlayan hatalarla

belki de hata olduğunu sandığımız doğrularla ...

zaman geçer bir şeyler değişir belki de

artık eski ''sen'' değilsindir ya da hayat, insanlar değişmiştir

eski neşen coşkun yoktur belki de

sıradandır artık her sey, alışılmıştır

bitişler, gidişler, aldanışlar... hepsi yaşanmıştır daha önce

bir dahakine diye başlayan cümleler kurarsın hep ...

... ve sonunda keşke dersin

bu hep böyle sürüp gider (gidecektir de) ...

hem değişmişsindir hem de aynı kalmışsındır geçen zaman karşısında...

yürüyoruz bilmediğimiz zamanlara bilmediğimiz insanlara ...

ve yitip gidiyor hayat ...
08.01.10

gözlerimdeki çığlıklar

bugün geçmişe ait tüm izleri silmek istedim ...
bir çocuk gibi gözlerim ışıl ışıl olsun istedim gülünce ...

her seye yeniden başlamak ,keşkelerle değil iyikilerle yaşamak istedim...

sıkıldım yıkıntılarımdan var olmaya çalışmaktan ,yitirilmiş duygularımdan ...

niye nasıl demeden güvenmek istedim yeniden ...

sonra yine aynı düşünceler sardı bedenimi silip atamadım, yaşanmamış sayamadım

korktum bir kez daha yanılmaktan yeniden var olamamaktan korktum

belkide en güvenilir insan yanı başımdayken bir adım daha atamadım

belkide en baştan beri hata burdaydı güvenmek için doğru insanı seçememekteydi hata

ya da hata yapmaktan korkmaktan hayatı yakalayamamaktı

en kötüsüyse her seyin farkında olup hiçbir şey yapamamaktı

ve yeniden başa döndü hersey

gözlerimdeki çığlıklar büyüdü

kimse görmedi anlamadı ve

bir yaprak daha düştü hayatımdan bugün

bir ezgi daha sustu sonsuza dek ....
11.03.09

9 Eylül 2010 Perşembe

Nerden başlasam neler anlatsam ... Aylardır bir blog oluşturma merakıdır gidiyor. Tabi uygun bir isim bulma çabaları yüzünden bir de buna okulun yoğunluğu eklenince gecikmeli de olsa bir bloga kavuştum neyseki ... Ezginin günlüğü mü olmalı egzantrik bir isim mi bulmalı içinde ezgi olmalı ama isim gibi olmamalı derken en uygun ismi buldum galiba... her ne kadar taklit olmasını istemesem de biliyorum ki bu isim buram buram düş sokağı sakinleri kokuyor... blog iki g le yazılmıyor ki dediğinizi de duyar gibiyim o da adsizblog isimli kullanıcının azizliği...
Herneyse bu kadar giriş yaptıktan sonra acaba bir de bu temiz sayfayı bana ayırdığı için www.blogger.com' a teşekkür mü etmeliyim ?